5 Eylül 2019 Perşembe
Bir kurum hâline gelmiş her doktrin, bir devlet olabilmiş her ulus aynı kötü kaderi paylaşır: Egemenlerin iktidarını güçlendirmek. Bu ulusun ya da doktorinin kötülüğü değil onun insanları etkileyebilme gücünden gelir. Teist dinler ya da hümanist dinler bu amaçla kullanılmıştır. Mesela teist bir din olan hristiyanlık, İslam, hümanist bir din olan komünizm, faşizm doğru gibi başlayım bir kurum haline gelince kendi diktatörlerinin kanlı arzularına alet olmuş inananları mankurtlar gibi bir birine saldırmıştır. Sanat ve bilim bu manada çok sevimli, daha müspet ve hatta daha ilahi duruyor dediğin gibi. İkisi de daha bireyseldir çünkü. Din gibi, ırk gibi kurumsallaşamazlar kötüye kullanılmaları kitlesel düzeyde mümkün değildir. Tasavvuf gibidir bir manada kişinin kendine yolculuğudur biri beynine diğeri kalbine. Din (örneğin islam)ve felsefe (örneğin Marksizm,) dışa dönük iken sanat, tasavvuf içe dönüktür. Biri erkek enerji öteki dişi enerjidir. Biri saldırgan, kavgacı, yıkıcı olabilme potansiyeline sahipken diğeri bunlardan mahrumdur bu mahrumiyet onu saldırgan yapmaktan korur. Fakat ikisi de hem mahsum hem zalim olabilir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)